Reductio ab absurdum

netkitap.com

4/9/2007 - Hangi Hastaliga Hangi Bitki?

Kategori: insan

Sogan ve uzum: Urik asidi yok eder.

Taze fasulye: Albumin olusumunu onler.

Ispanak, pancar, lahana, dereotu, havuc, elma, erik, uzum ve kayisi:

Kansizliga iyi gelir.

Domates, sarmisak, limoni maydonoz, armut: Damar sertligi ve dolasim

bozukluklarina iyi gelir.

Uzum, elma, armut, ahududu, cilek, limon, domates, pirasa, taze fasulye,

sogan, kereviz: Romatizmaya iyi gelir.

Nar: Astima iyi gelir.

Domates, pirasa, armut ve uzum: Safra ve bobrek taslarina iyi gelir.

Limon: Selulite iyi gelir.

Dereotu: Sac dokulmesini onler.

Enginar ve karahindiba: Kolestrolu onler.

Kereviz, uzum, sogan, nar: Kalp yorgunluguna iyi gelir.

Mandalina, armut, marul: Spazm, sinir krizi ve uykusuzluga iyi gelir.

Pirasa, erik, kiraz, uzum ve zeytinyagi: Kabizliga iyi gelir.

Havuc, pirasa, salgam, lahana, pancari badem, ispanak, uzum, elma, kiraz,

cilek: Kalsiyum ve mineral eksIkligine iyi gelir.

Sogan, enginar, pancar, zeytin, zeytinyagi, findik, ceviz ve badem: Seker

hastaligina iyi gelir.

Havuc, limon, nar: Ishale iyi gelir.

Sogan, armut, kavun, elma,kiraz,seftali, dereotu, patlican: Vucuttaki odem

ve su tutulmasini onleyicidir.

Havuc, lahana, limon, uzum, elma, ananas: Mide asitlenmesini ve ulsere iyi

gelir.

Sarimsak ve pancar: Kansere ve kansere yatkin vucutlara iyi gelir.

Karahindiba, kuskonmaz, havuc, enginar, zeytin, kereviz, turp, zeytinyagi

ve greyfurt: Karaciger yetersizligi ve buyumesine iyi gelir.

Ihlamur, sarmisak, frenk uzumu, dut: Bogaz agrilarina iyi gelir.

Karpuz ve uzum: Basura iyi gelir.

Elma: Herpes (Ucuk) icin idealdir.

Maydonoz, armut, sarmisak, limon ve frenk uzumu: Tansiyona iyi gelir.

Tarhunotu, limon, elma, domates: Bagirsak enfeksiyonlari ve mide

eksimelerine iyi gelir.

Adacayi ve frenk uzumu: Menopoza iyi gelir.

Portakal, havuc, armut, salgam, sogan, kuskonmaz, badem, erik, incir,

kuruyemisler: Depresyona, sinir zaafiyetine iyi gelir.

Armut: Sismanligi onler.

Patlican: Pankreas zaafiyetine iyi gelir.

Enginar, limon, salatalik, kereviz, kuskonmaz ve turp: Deri hastaliklarina

iyi gelir.

Uzum, elma, kavun, kereviz, karahindiba: Bobrek hastaliklarina iyi gelir.

Havuc: Cilt kirisIkligina iyi gelir.

Domates, uzum, cay uzumu ve enginar: Ureye iyi gelir.

Portakal ve yesil biber: Damar zayifligin iyi gelir.

Turp, sarmisak, salgam, dereotu: Solunum yollari hastaliklarina iyi gelir.

Turp, ceviz, dereotu, sogan, cay, uzum: Prostata iyi gelir.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2007 - Zehir...

Kategori: insan

Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve
kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra
kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar. İkisinin de kişiliği
tamamen farklıdır bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar.
Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça
tepkisini alır.

Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev, onun ve
kayınvalidesi ile arada kalan eşi içinde cehennem haline gelmiştir. Artık
bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın doğru babasının eski bir
arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona
bitkilerden yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar
kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az
verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam
genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi
davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.

Sevinç içinde eve dönen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her
gün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehri
damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir
süre sonra kayınvalidesi de çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi
davranıyordu. Evde artık barış rüzgârları esiyordu. Genç kadın kendisini
ağır bir yük altında hissetti yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı
dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği
zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı. Yaşlı kadının
ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup
duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı.

Sevgili Li-Li dedi;

Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da
güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı.
Sen ona iyi davrandıkça oda dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz
gerçek bir ana kız oldunuz dedi...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/8/2007 - Yediklerinizi ruh halinize göre seçin

Kategori: insan

Araştırmalara göre yemek seçimiyle, ruh hali bağlantılı. Yapılan incelemelere göre, aşk acısı çekenlerin pirinç ve şekerden uzak durması gerekiyor.:))

İtalyan Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ezio di Flaviano, insanların damak zevkleri ve yemek seçimi konusunda ilginç tespitlerde bulunuyor. Flaviano'ya göre, sofraya oturup doğru besin maddeleri seçerek, kötü ruh halinizi düzeltebilirsiniz.

Flaviano yaptığı tespitler sonucunda, bunalım geçiren ve patlamaya hazır bir psikoloji içinde olan kişilerin makarna, ekmek, taze meyve ve sebze yemeleri gerektiğini vurgulayarak, kendisine olan özgüvenini yitirmiş ve bezginlik duyan kişilerin ise peyniri ve kırmızı eti kesinlikle tüketmemelerini öneriyor.

İtalyan doktorun tespitine göre süt ürünleri ve kırmızı et kişilerde bezginliği artırıyor.

Yalnızlık ve iç sıkıntısı hisseden insanların rahatlamak için domates, patlıcan, biber, patates, yumurta ve karnabahar gibi sebzeleri tüketmesini doğru tercih olarak gören Flaviano, söylediği sözler ve davranışlarından memnun olmayanların soğan ve pırasayı tercih etmesi gerektiğini belirtiyor.

Flaviano düş kırıklığı, kuşku ve çekingenlik içinde bulunan kişilerin kereviz ve havuç tüketmesinin ruh sağlığı açısından faydalı olacağına dikkat çekerken, iş hayatının yorgunluğu
ve
stresinden bunalan kişilerin sofralarından bezelyeyi ihmal etmemeleri gerektiğini vurguluyor.

Üzerinden endişeyi atamayan ve her an hata yapabilirim saplantısını aklından çıkarmayan insanların bol bol marul yemeleri gerektiğini belirten İtalyan Beslenme uzmanı, saldırgan ve karşısındaki kişilere karşı agresif bir yapısı olan kişilerin kendilerini kontrol tutmak için ceviz yemelerini tavsiye ediyor.

Çikolatanın her türlü isteği kamçıladığını ve ihtirasları şahlandırdığını tespit eden Flaviano, bademin öfkeyi
azalttığını ve kişiyi sakinleştirdiğini ileri sürüyor.

İlginç tespitlerine bir yenisini daha ekleyen Flaviano, aşk acısı çekenlerin ve bu duygulardan kurtulamayanların kesinlikle pirinç ve şekerden kaçınması gerektiğini belirterek, bu iki gıdanın melankoliyi artırdığını iddia etti.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/8/2007 - Türkiye - ingiltere (Yavuzun minibüsü)

Kategori: fun stuff
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/8/2007 - Yavru Balina ile Köpekbalıkları

Kategori: insan

Annesi balina avcıları tarafından öldürülen yavru balina Atlas Okyanusu’nda yüzerken etrafını yirmi kadar köpekbalığı sardı. Başkan köpekbalığı yavru balinanın yanına gelerek: “ Seni tanıyorum ve durumunu çok iyi anlıyorum yavru balina. Ama üzülmekle eline bir şey geçmez. Anneni insanlar öldürdü. Sen bunu onların yanına bırakmamalısın. Annenin intikamını almalısın. Biz senin dostunuz. Sana öldürmeyi öğretip, insanların üstüne salacağız. Çok yakında insanlar yavru balinayı tanıyıp, ondan korkacaklar “ dedi.
“ Annemi yerler mi insanlar? “ diye sordu yavru balina.
“ Yerler yavrum. İnsanlar acımasızdır. Onlar dünyadaki tüm canlıları acımasızca öldürürler. Hoş, insanlar birbirlerine karşı da acımasızdır. Ben buralarda çok gördüm gemiler içinde savaşan insanları. Dedem insanların toprak üstünde de savaştıklarını söylerdi. Savaşı kazanan kahraman olurmuş. “
“ İnsanlar kötü yaratık desene? “
“ Hem de çok kötü yaratık. “
“ O zaman beni annesiz bırakan, bana günlerce gözyaşı döktüren insanları cezalandıracağım, ama bunu nasıl yapacağımı bilemiyorum. “
“ Öğrenirsen bilirsin. Haydi, yavrucuk peşimden gel. Siz de peşimden gelin köpek kardeşlerim. Derinlikler bizi bekliyor. “

Aradan bir ay geçti. Bu sürede köpekbalıkları bildikleri öldürme yöntemlerini yavru balinaya öğrettiler. Hedef, insanların toplu halde yüzdükleri plajlar olacaktı. Plajlar, insan kanına boyanacaktı. Yavru balina, öldürürüm, parçalarım, diyordu ama onu plaja salmadan önce bir deneme yapmalıydı. Bakalım öldürebilecek miydi? Beş köpekbalığı yalnız yüzen insan aramaya başladı. Deniz fenerinin yakınında bir çocuk yüzüyordu. İlk kurban o olacaktı. Köpekbalıkları sahilden uzak kaldılar. Çocuğu ürkütmek istemiyorlardı. Yavru balina hızla çocuğa doğru yüzmeye başladı. Fenerin oralar derin demişti köpekbalıkları, çocuk demek ki, usta yüzücüydü. Yoksa onun ne işi vardı böyle derin yerde. Yavru balina kafasını suyun üstüne çıkardı, daha sonra gövdesi ve kuyruğu göründü. Çocuk, yavru balinayı hemen fark etti. Derin bir nefes alıp suya daldı. Balina yavruydu ama dört metre boyundaydı. Sahile doğru yüzmeye kalksa bunu başaramazdı, çünkü yavru balina ondan çok daha hızlıydı. Yetişmesi an meselesiydi. Bundan dolayı çocuk sahile paralel yüzüyordu. Yavru balina çocuğa yetişti, bir süre onunla yan yana yüzdü ve aniden dönerek ağzını açıp kapadı. Yavru balina köpekbalıklarının yanına döndüğünde:

“ Görevimi başardım. Çocuğun işi tamam “ dedi.
“ Çocuğu parçaladın mı? “ diye sordu, başkan köpekbalığı.
“ Hayır, parçalamadım “ dedi yavru balina.
“ Parçalamadın mı? O zaman ne yaptın? “
“ Çocuğu yuttum. “
“ Yuttun mu? “
“ Evet, yuttum…Çocuk şimdi midemde. “
“ Öyle veya böyle, çocuğu öldürmüşsün işte. Seni kutlarım yavru balina. Biz yarın uzaklara gidip bir toplantıya katılacağız. Birkaç gün yokuz. Sen şu ilerdeki plaja git, yakaladığını ister parçala, ister yut. Sıradan bütün plajları dolaş. İnsanlara acıma yok. “

Köpekbalıkları döndüğünde yavru balinayı buldular. Yavru balina yirmi insanı acımadan öldürdüğünü, insanların plajlara çıkamadığını, etrafa korku saldığını söyledi. Köpekbalıkları bu habere çok sevindiler. Ertesi gün bir köpekbalığı deniz fenerinin yakınındaki sahilde yavru balinanın yuttum dediği çocuğu gördü. Başkanı bularak durumu anlattı. Başkan, bunun üzerine çok sinirlendi. Nefretle yavru balinanın üstüne gitti:
“ Hani yutmuştun o çocuğu, bak fenerin oradaymış. Sen bizimle dalga mı geçiyorsun? “ Köpekbalıklarının etrafını sardığını gören yavru balina:
“ Şey, yutmuştum ama hazmedemedim, kusuverdim. Çocuk midemi tekmelemişti. “
“ Sus, yalancı seni, çocuğu yutmadın, plajlara saldırmadın, bütün plajlar dolu. Hani plajlara kimse çıkamıyordu, hani etrafa korku salmıştın. Yalan, hepsi yalan. Madem öldüremiyorsun, ölürsün. Şimdi seni…”
Başkan köpekbalığı sözlerini tamamlayamadı, çünkü yavru balina:
“ Beni ne yaparsın? Sıktın artık, çekil önümden “ dedikten sonra, ona sert bir kafa vurarak denizin derinliklerine yolladı.
Yavru balinanın önü açılmıştı. Gücünün yettiği kadar hızlı yüzmeye başladı. Karşısı sahildi. Artık geriye dönüş yoktu. Peşinde sürüyle köpekbalığı vardı. Yakalarlarsa parçalarlardı. Yavru balina kendini sahile zor attı. Debelendi kumun üstünde biraz daha, biraz daha ilerledi. Gücü tükenince başını sıcacık kumun üstüne bıraktı. Çocuk yavru balinayı tanımıştı. Onun yanına geldi:
“ Ne oluyor, yavru balina? Neden sahile çıktın? “
“ Oh, sen miydin? Nasılsın çocuk? Adın neydi senin? “
“ Benim adım Mark. İyiyim de burada ne işin var? “
“ Benim adım de Sili. Geçenlerde tanışmıştık, hatırladın mı? “
“ Hatırladım. Bir süre yan yana yüzmüştük, sonra sen gitmiştin. Üstüme gelirken beni yiyeceksin sanıp korkmuştum.”
“ Kim? Ben mi seni yiyecektim? O bir şakaydı. Seni korkuttuğum için özür dilerim. Beni affet.”
“ Affettim gitti. Anlat bakalım Sili, neler oluyor? Neden denizde değil de buradasın? “
Yavru balina olanları anlattıktan sonra:
“ Ya, işte böyle Mark, köpekbalıkları peşimde, sayıları yirmiden fazla. Onlarla yalnız başıma çarpışamam. Acı gerçek ama benim için böylesi daha iyi olacak. “
“ Köpekbalıkları toplantıya gittiğinde kaçıp gitseydin uzaklara veya balinalardan yardım isteseydin? “
“ Kaçsam kısa zamanda yakalanırdım. Kurtuluşu yoktu. Okyanustaki bütün köpekbalıkları peşime düşerdi. Balinalardan yardım isteyemezdim, çünkü bu korkunç bir savaşın başlangıcı olurdu. Yüzlerce balina ve köpekbalığı birbirine girerdi. Arada belki ben de ölürdüm. Oysa şimdi sadece ben ölüyorum, hiçbir balinayı tehlikeye atmıyorum. Bir benim için başkalarının keyfini kaçıramam. Sili ölürse kıyamet kopmaz. Hayat devam eder. Dünya uzayda nokta kadar, fakat Sili dünyada nokta kadar bile değil. “
“ Annen yaşasaydı köpekbalıkları sana sokulamazdı. Bu duruma düşmezdin. “
“ Onun orası öyle de annemi insanlar öldürdü. Asıl suçlu annemi öldüren insanlar. Mark, sence insanlar annemi neden öldürdü? “
“ Kazanç uğruna. Bazıları kendileri kazansın diye can alıyorlar. Öldürürken düşünmezler ki, balinanın yavrusu ne olacak? Yavru annesiz ne yapacak? Örneğin; annesiz, babasız bir çocuk ne olur, ne yapar, nasıl yaşar? Çocukken bunu düşünen biri büyüdüğünde diğer canlıların hayatına saygı duyar, onlara zarar vermez. Tanrı şahidimdir ki, ben insan olsun, diğer canlı varlıklar olsun hiçbirine zarar vermeyeceğim. Yemin ediyorum. “
“ Seni seviyorum, Mark.”
“ Ben de seni seviyorum, Sili. “

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/8/2007 - Masalın bittiği yerde hayat başlar... Murathan Mungan'dan

Kategori: insan

Yüzyıllar önce yüzyıl uyuyan bir prenses varmış, bir büyücünün zulmünün esaretinde kimbilir belki olabilecek bir uyanışı beklemiş yüzyıl boyunca.

İşte o masal;

Her masalın ,her söylencenin uzun uykusunda bir uyanma vakti vardır. Ve o gelmeden girişilen her eylem bir serüven yalnızlığı olarak kalır.Öyle anılır. Ve yüzyıl sonra vadesi erişip bir prens çıkmış ortaya.Masalın ve yüzyılın kendisine verdiği bu görevi seve seve üstlenmiş; zaten uyuyan güzel
hakkında yüzyıldır söylenegelenlerin etkisinde daha onu görmeden deliler gibi tutulmuş ona.Kendisine verilmiş misyona mı,uyuyan güzele mi aşık olduğunu ayıredemeyecek kadar toymuş o zamanlar. Böylelikle hayranlığın, sevginin, sevdanın,aşkın,cinselliğin ve beraberliğin bir kulak dolgunluğu olduğunu birkez daha görüyoruz. "Bizim" sandığımız birçok duygunun, düşüncenin,değerin ve doğrunun içimize usul usul işlenmiş bir kulak dolgunluğu olduğunu...

Ve prens dudaklarında yüzyıldır beklettiği öpücüğüyle birlikte saraya doğru yollandı. Masalına kahraman olma zamanı gelmişti. Prensesin odasına geldi.Prenses uykusunun içersinde batık bir gemi gibi gizemliydi.Uykusuyla bütünlenmiş güzelliğine,efsanesinin güzelleştirdiği yüzüne uzun uzun baktı Prens.Çok uzaktan ,çok uzaklardan,tam yüzyıl sonrasından baktı. Sonra kararını verdi: Aradan yüzyıl geçse de uyandırmayacaktı onu. O gün gelse de.
Uyandırdığında bu sevdanın,bu büyünün,bu tılsımın bozulacağını biliyordu çünkü; bir bakış,birkaç söz,bir dokunuş herşeyi bozacaktı.Sevmek suskunluktu, sevmek kesin sessizlikti,sevmek uzaklıktı,sevmek dokunamamak, erişememek, sevişememekti. Ya da yüzyıldır böyle öğretilmişti sevmek. Gözlerini açar açmaz ,yüzyıldır gördüğü düşlerin anımsayamadıklarından ve o düşlerin tümünden,sızıya benzer bir duygu olacaktı kalakalmış olan.
Biliyordu bu sızı hep olacaktı.Kaldı ki,o düşlerin tümüne eğemen olan ortak
motifler,zaman zaman,yani yaşadıkça; yaşamını, ilişkilerini yoklayacaktı elbet. O düşlerin tümü anımsanmak içindi.Sonsuz bir anımsayıştı herşey; anımsayış ve unutuş. Ömrünün bundan sonrası düşlerinde gördüklerini yaşamakla geçecekti. İnsan uzun uykulardan sonra yalvaç bir yalnızlığa uyanıyor. Aradan yüzyıl geçtikten sonra hiçbir uyanış mutlu olamaz. Benim için artık çok geç kalmış bir sevgi bu, ben seversem yüzyıl öncesinin sevgisiyle seveceğim,o severse, beni üzerinden yüzyıl geçmiş bir sevgiyle
sevecek. Aramızda kaç takvimin uzaklığı duruyor.Bir öpücük,yalnızca
bir öpücük bu uzaklığı kapatmaya yeter mi?

Sevgi, Zehirli bir düşün,büyülü sözcüğü... Öte yandan sevmek göze almaktı,sonuna dek gitmekti,gidebilmek yürekliliğiydi. Biliyordu prenses uykusundan uyandığında, ya da uyanır uyanmaz onu eskisi kadar sevmeyecekti.Çünkü sevmek sessiz ve tek başına birşeydi. Sevmek yalnızlıktır. Onu eskisi kadar sevemeyeceğinden korkuyordu. Onu uyandırmaktan korkuyordu.

Eskisi kadar sevemeyecekti,belki de hiç sevemeyecekti.Çünkü arada o orman, o karanlık, o geçit vermez, o giz olmayacaktı artık.İşte odasında duruyordu. Duman inceliğinde bir boşluk dolanıyordu yüreğini. Arada ne ormanın, ne de yüzyılın karanlığı olmadan onu nasıl sevebilirdi? Bu kadar büyük sorumluluğu yüklenebilirmiydi?Sevmenin zahmetini,birlikte
omuzlanacak olan zahmeti yüklenebilirmiydi? Paylaşmaya, tartışmaya, özveriye, anlayışa gereksinen iki kişilik ilişkiyi göğüsleyebilir,götürebilirmiydi?
Sevmek imkansızlıktı.

Kendimizde beslediğimiz,kendimizde büyüttüğümüz,kendimizde saklı duran
bir şeydir sevmek. O hep bizdedir, bizledir, usul usul biriktiririz onu,içimizde yığılı durur.Ve günün birinde ansızın karşımıza biri çıktığında sanırız ki içimizden boşalıveren bütün bu duyguları o taşımıştır bize. Sevmek,kendi kendimizi büyülemektir; kendi kendimize yaptığımız büyü. Oysa yeniden başlayacaktır arayışlar, pişmanlıklar, yanılgılar. Herşey "tamamlanmak" içindir. Çoğu kez ölümün tamamlayıcı ellerine dek aynı umut, aynı arayış, aynı çırpınış ve aynı perişanlıkla sürükleniriz. Gözümüz arkada kalmıştır.

Ansızın anladı ki uyuyan güzelin kendisini değil, masalını seviyordu Prens.

Masalın bittiği yerde hayat başlar.
Yazar : Murathan Mungan

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Google
<- :: Sonraki Sayfa ->
SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!
olmayan bir alıcıya yazılmış yitik bir mektup

Kategoriler

Arkadaşlarım

izmirliblogcu
izmirchat
aks23
netkitap.com